14 Eylül 2011 Çarşamba

30 AĞUSTOS & 14 EYLÜL

Burdur “Yenigün” Gazetesine
58.yayın yılı sevinç ve gururla geldi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Her ilimizin merkezinde, ilçelerinde yayınlanan gazeteler kuruluş yıldönümleri itibariyle, geçmişin aynası niteliğindeki, bilgilerle, hatırlamalarla karşımıza çıkarlar.
Burdur ilimiz merkezinde günlük ve ofset tekniğiyle yayınlanan Yenigün Gazetesi, 01 Eylül 1954 tarihinde kuruluyor. 02 Eylül 2011 tarihinde 58 nci kuruluş yıldönümü kutlandı Yenigün Gazetesinin.
Yenigün Gazetesinin geçmişine şöyle bir baktığımızda, gördüklerimizden birkaç cümle: Yenigün Gazetesi 01 Eylül 1954 tarihinde Osman Şan tarafından “Yeni Turan” adıyla yayınlanmaya başlanıyor. Sonra, Hasan Balbay, Vedat Nurettin Şan, Mehmet F.Özboyacı, Süleyman Sırrı Taraşlı, Muharrem Tuncel, M.Lütfi Taraşlı gibi gazeteciler tarafından yönetiliyor, yayınlanıyor. Yenigün Gazetesi bugün, Muharrem Tuncel ve Kürşat Tuncel baba- oğul tarafından ofset tekniğiyle yayımını sürdürüyor.
8 Normal sayfalık Yenigün Gazetesinin 2,3,4 Eylül 2011 tarihli sayılarının ilk sayfalarında yer alanlarla, kuruluş yıldönümüyle ilgili bilgiler veriliyordu. Bunlardan; 58 nci yaşımızı kutluyoruz (02 Eylül 2011), 58 nci yaş sevinci- Gazetemizi bugünlere taşıyan ruh (Kürşat Tuncel- 03 Eylül 2011), 58 nci yayın döneminde; 2 hedef üzerine yoğunlaşacağız (Kürşat Tuncel -04 Eylül 2011)
01 Eylül 1954 tarihinde yayın hayatına merhaba diyen Yenigün Gazetesinin (Yeni Turan Gazetesinin) kurucusu Osman Şan; “Aylardan Eylül, 01 Eylül 1954. Bu gazetenin Burdur’da ilk defa günlük olarak yayın hayatına katıldığı tarih. Yenigün ilk sayısında ilan ettiği prensiplerden en ufak bir sapma yapmadan, yani tarafsız ve bağımsız yayın ve Atatürk ilkelerinden sapmadan yoluna devam etmiş ve etmektedir” şeklindeki hatırlatması karşısında şapka çıkarmalıyız. Ömrün uzun olsun Osman Şan hocam.
58 nci yaşımızı kutluyoruz başlığı altındaki uzunca, gazete imzalı hatırlatmalarda genel bir değerlendirme yapılıyor ve girişin bir yerinde;, “Bugünkü sayısıyla 58 nci yayın yılı hayatına adım atan Gazeteniz Yenigün, köklü geçmişi ve birikimiyle Anadolu’daki sayılı Gazeteler arasına adını yazdırmanın haklı gururunu, Burdur kamuoyu ve siz okurlarımızla paylaşıyor” denilişi dikkat çekici ve doğru bir değerlendirme olarak görülüyor…
Burdur ilimiz merkezinde günlük yayınlanan ve bugün 58 nci yayın yılına merhaba diyen Yenigün Gazetesinin bugünkü kimliğine bakıyoruz: Kurucular: Osman Şan, Muharrem Tuncel, Sahibi: Muharrem Tuncel, Yazı İşleri ve Genel Yayın Yönetmeni: Kürşat Tuncel, Sayfa Editörü: Şadiye Ünal, Muhabirler: E.Selcan Tuncel, Harun Sivrikaya, Ali Kapan. Gazete kimliğinde ismi geçenlerin hepsini yakından tanıyorum. Muharrem Tuncel, kurşun dizgi ve kalıp baskı döneminin deneyimli, usta ve duayenlerinden. Sakin tavrıyla, çevresine bir başöğretmen görünümüyle bilgi aktarımında sınır tanımayan usta bir gazeteci… Kürşat Tuncel, Burdur dışındaki gazeteciliğindeki birikimleriyle, genç ve dinamik yapısıyla, getirdiği yorum ve değerlendirmelerle ufku açık, usta bir gazeteci. Gazete kimliğinde yer alan öteki isim ve imzalar, çalışkanlıkları, azim ve kararlılıklarıyla mesleğe bağlılıklarıyla, Muharrem Tuncel hocadan aldıkları feyzle gazeteciliklerini başarıyla sürdürüyorlar.
Muharrem Tuncel hocanın şahsında, Yenigün Gazetesi çalışanlarını kutluyor, sevgi ve saygılarımla nice 58 nci yıllar dileklerimi sunuyorum efendim.
            ***
Burdur (Burdur’un Sesi) Gazetesi arşivinde yer alan sararmış sayfalardaki haberlerden
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Gazetelerimiz kuruluş yılları itibariyle değerlendirmeye tabi tutulurlar. Kuruluş yıldönümlerinde sevinç ve gururla anma günleri düzenlenip, kendilerini basın aynasında bakarlar.
Burdur merkezde “Burdur’un Sesi” Gazetesi, 04 Nisan 1954 tarihinde yayınlanmaya başlıyor. Bu gazetenin ismi 13 Ocak 1978 tarihinde “Burdur” olarak değiştiriliyor. Burdur Gazetesi bugün, ofset tekniğiyle 8 normal boyutlu sayfasıyla yayınını sürdürüyor.
Burdur Gazetesi, kendi tesislerinde ilk ofset sayısını 11 Haziran 1992 tarihinde deneme olarak yayınladı. Ayda bir verilen ofset sayısı kısa aralıklarla tekrarlanarak, Burdur’da ofset baskılı gazetecilik başlatılmış oldu.
58.yayın yılı içinde olan, Burdur Gazetesinin kimliğine bakıyoruz: Kurucusu Mustafa Kemal Taraşlı, İmtiyaz Sahibi Adnan Taraşlı, Burdur Temsilcisi Mehmet Ercan Taraşlı, Yazı işleri Müdürü ve Genel Yayın Yönetmeni Kemal Taraşlı, Muhabirler: Hacer Zeren, Haluk Sağlam, Mehmet Taraşlı, Sayfa Editörü: Nevin M. Taraşlı, Ankara Temsilcisi: Prof. Dr. İsa Kayacan.
Şimdi, geçmiş yıllarda “Burdur’un Sesi” adıyla yayınlandığı günlerde, bugün sararmış gazete sayfaları, ciltleri olarak görülen “Dünden bugüne Arşivimizden: Burdur’un Sesi” ana başlık altında verilenlere bakalım. Burdur’un Sesi Gazetesi, Günlük Demokrat Siyasi, Memleket gazetesi olarak yayın yapıyor. Tarihler var, gazetenin sayıları var ana logo altında. Geçmiş zaman oluyor ki, her şey bir nostalji görüntüsüyle karşımıza çıkıyor. Gazetede, örneğin 23 Ağustos 1960 tarihli haberler, bugün Burdur Gazetesinde 23 Ağustos 2011 tarihli sayıda veriliyor. Yani İlk tarihle, bugünkü tarih örtüşüyor- tutuyor. Buradan, tarihler itibariyle bazı haber başlıkları, özetleri verelim, buyurun:
- Açık kasa kamyoncu yolcu taşınmasına mani olunmalı. Bazı defalar rastlıyoruz, açık kasa kamyonda boş veya yüklü iken üzerine pek çok yolcu aldığı görülmektedir. (Burdur’un Sesi, 23 Ağustos 1960)
- Devlet ve Hükümet Başkanı Cemal Gürsel dün İstanbul Üniversitesini ziyaret etti (24 Ağustos 1960)
- Burdur halkının bazı mübrem ihtiyaçları başka mıntıkalara sevk edilmemeli (25 Ağustos 1960)
- Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’un Gürsele cevap mesajı (26 Ağustos 1960, Sayı: 1608)
- Bankalar amme hizmetlerinde istisnai muameleden içtinap etmelidir (27 Ağustos 1961, Sayı: 1609)
- Dün bildirildiğine göre, Ankara 5 nci Asliye Hukuk Mahkemesinin aldığı, 31.8.1960 tarih ve 131 sayılı kararı ile Demokrat Parti her türlü siyasi faaliyetten men edilmiştir (02 Eylül 1960, Sayı: 1614)
- Fikir hürriyeti olmayan yerde demokrasi olmaz (M. Çağlar, 05 Eylül 1960, Sayı: 1616)
Yukarıdaki cümlelerden de anlıyor ve görüyoruz ki, o günün haber dili, gazete başlıklarında kullanılan dil, bugünkünden farklı ve zor anlaşılır bir ifade biçimi olarak görülüyor. Geçmişin önemi ve anlamı burada saklı olsa gerek! Karşılaştırma, mukayese etme fırsatı buluyoruz. Burdur Gazetesi, geçmişle bugün arasındaki dil köprüsünü kurmakta, sağlamlaştırmaktadır.
İşte gazetecilik ve habercilik budur..
            ***
Sabir Beşirov’dan: 
Haneli Kerimli Bir ömrün Nağılı
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Azerbaycan’lı dostlarımızın,  kardaşlarımızın kitapları sıklıkla bana ulaşıyor.
Bunlardan bir yenisi, Nahçıvan çıkışlı, Sabir Beşirov’un hazırladığı, Haneli Kerimli: Bir Ömrün Nağılı.. Yani, 60 yılda ortaya konulan, bir ömür içerisinde ortaya konulanların, sanat ve edebiyat çalışmalarının, anlatımı, sayfalara aktarılışı.
Haneli Kerimli’nin bir ömür ortaya koyduklarının değerlendirilişini, Sabir Beşirov yapmış.
Kitap bana, Kars ilimiz merkezinde günlük yayınlanan ve yarım yüzyılı aşarak, 56.yayın yılı içinde bulunan Hüryurt Gazetesinin Yazı İşleri Müdürü A.Erbil Hüryurt tarafından gönderildi.
Edebi araştırma, inceleme türünde yayınlanan kitabın konusu olan Haneli Kerimli kardaşım, bana; “Dostum ve galemdaş gardaşım, aziz İsa Kayacan’a hoş arzularla Nahçıvan, 03.09.2011” notuyla imzalamış. Teşekkürlerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Kitabın Reyçisi; Arif Ağalarova, Redaktoru: Neriman Abdülrehmanlı, 10 sayfalık bir önsöz var, Nahçıvan Devlet Üniversitesinin Rektörü İsa Habibbeyli imzasıyla. Adaşım değerli Rektör İsa Habibbeyli hoca, Haneli Kerimli ve eserleriyle ilgili görüşlerini bilimsel bir bakışla, anlayışla dile getirmiş, sayfalara dökmüş. Bir yerinde; “Haneli Kerimli, çağdaş Azerbaycan edebiyatının tanınmış ve öz nefesi, öz desti-ketti olan ön sıradaki neferlerindendir” diyor.
Haneli Kerimli, Bir Ömrün Nağılı adlı kitap altı ayrı bölümden meydana gelmiş, okurlarının karşısına çıkmış, çıkarılmış. Bu bölümlerde sırayla; Şair olmak hakkı, Dünyanın yalanına aldanmak korkusu, Gelbim dilim, dilimdi, İnsan psigologiyasını, dünya görüşünü değişmek çetinliği, bu dünya baştan başa özü boyda kederdi, Bana öyle geliyor ki..
Haneli Kerimli fotoğrafları, arkadaşlarıyla, dostlarıyla, birlikte çalıştığı bilim adamlarıyla yan yana gelmiş, sayfalara aktarılmış fotoğraflarla dolu dolu. Bunlardan en önemlisi, en anlamlısı, “1973 ncü yıl APU’nun Azerbaycan Dili ve Edebiyatı İhtisası mezunları arasında. Soldan birincisi Haneli Kerimli” fotoğraf altlı olanı.
Bir Kalem erbabı, yazar, şair, araştırmacı hakkında bibliyografik eser hazırlamak, yayınlamak zordur. Sabir Beşirov bu zorlu işin altından başarıyla kalkmıştır, Haneli Kerimli’yi enine boyuna inclemiş, kitaplaştırmıştır. Tebriklerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.
Haneli Kerimli: Azerbaycan İlim dünyasının görkemli nümayendelerinden biri. Tanınmış edebiyatçı, alim, başarılı pedagog, Nahçıvan Devlet Üniversitesinin, Harici Talebelerle İş Fakültesinin Dekanı.
Sabir Beşirov: 1956 yılında Azeraycan’ın Yardımlı Rayonunun Peştesar kendinde doğdu. 1978 yılında, BDU’nun Filogiya Fakültesinden mezun oldu. Azerbaycan’ın çağdaş edebiyatının nümayendeleri hakkında pek çok makalesi yayınlandı.
GÜNÜN HABERLERİ:
1. Kilis ilimiz merkezinde, Ahmet Barutçu’nun sahipliği, Sevinç Barutçu’nun Yazı İşleri Müdürlüğü’nde, günlük 8 büyük sayfayla yayınlanan; “Sabah güneşi ile kıpırdamaya başlayan, doğa gibi canlı” Kent Gazetesi, 03 Eylül 2011 tarihinde 50. yayın yılına merhaba dedi.
2. Yeni Batı Trakya Dergisi; 1983 yılından bu yana Süleyman Sefer Cihan’ın sahipliğinde, İstanbul da aylık yayınlanmaya devam ediyor. 
***
Yarım asrı geride bırakan
Kars ilimizdeki Hüryurt Gazetesi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Anadolu Basını içinde gazetelerimiz var, yıllardır okurlarının karşısına çıkıyor, çıkarılıyor.
Anadolu Basını içinde, özellikle seçim dönemlerinde mantar gibi bitip, seçim bitimlerinde yok olup gidenler, tarihin çöplüğünde yer alanların sayıları az değil.
Kars ilimiz merkezinde yayınlanan gazetelerden biri” Hüryurt” adıyla karşımıza çıkıyor. Günlük 4 normal sayfayla okurlarının karşısına çıkan, çıkarılan “Hüryurt”un sevimli bir görünümü var. Logonun solundaki ay yıldızlı bayrağımız, Bayrağın altındaki, “Başka Türkiye yok” sözü, hatırlatması, dikkat çekilmesi.. Logo isim altındaki; “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/ Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır” mısraları.
Hüryurt Gazetesinin bana ulaşan 56 ncı yıl içindeki 16 bin 802 nci ve bu sayıdan önceki 7 ayrı sayısı. Hüryurt düz ofset tertemiz baskısıyla dikkat çekiyor, göz dolduruyor.
Hüryurt Gazetesinin kimliğine bakıyoruz. Kurucusu: Seyfi Hüryurt. İmtiyaz Sahibi: Erol Hüryurt. Yazı İşleri Müdürü: A.Erbil Hüryurt. İdare yeri: Yusuf Paşa Mhl. Küçük Kâzım Bey cad. No:13 Kars. GSM: 0533 512 89 59.
Hüryurt Gazetesinin 1,2,4 ncü sayfalarında ağırlıklı haberler yer alıyor. 3 ncü sayfada kültürel ağırlıklı araştırmalar, bilgi ağırlıklı aktarımlar var. Eğitim, araştırma, yorum, sanat ve edebiyat ağırlıklı denilmesi, böyle anlaşılması daha doğru olacak efendim. Bu sayfa yönetmeni: A.Erbil Hüryurt.
Şimdi elimdeki, masamdaki Hüryurt Gazetesi sayfalarından seçtiğim haber başlıklılarından söz edelim buyurun;
-Düz dolan, düz otur ay kişi: Takvim Gazetesi yazarı Savaş Ay, köşe yazısında İsmail Aytemiz’e yer verdi ve bakın neler yazdı.
- Kars CERAGEM her derde deva oluyor,
- Dağ çiçekleri toplanmaya başladı,
- İnternette olmak tek başına yetmez,
- Mezarlığı bir ayda dördüncü defa yaktılar,
- Sarıkamış’ta yaban hayatı envanter çalışması başladı,
- Kağızman’a 500 kişilik kapalı spor salonu,
- Köy çocuklarının park isteği,
- Kars’ta 12 İranlı’nın mülkü var,
- Mamak’taki Karslılar Azer Bülbül ile coştu,
- Kars Kalesinde Sema-i Şerif töreni düzenlendi,
- Kaymakam’dan Başhekim Sevinç’e başarı belgesi,
- Kars Belediyesi çalışmaları ile takdir topluyor. Ön yargısız bakan hizmetleri görüyor. Nevzat Bozkuş şov değil, hizmet adamı.
- Türkiye’de en çok Tabya Kars’ta bulunuyor.
- Kuyucuk Gölü’nde her hektara bir kuş türü düşüyor.
- Digor’a bağlı Kocaköy İlköğretim Okulu’nun yapımı devam ediyor.
- Hüryurt Gazetesi, genellik taşıyan haberleriyle dikkat çeken, gazetelerimizden biri, sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.
            ***
Nilüfer Dursun’un 
Mevlâna Dünyası
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kitapların önsöz ve sunuşlarıyla ilgili değerlendirmelerin önem taşıdığı kanaatimi yıllardır muhafaza etmişimdir. Önsöz veya sunuşların, bir anlamda şairinin, yazarının kişilikleriyle ilgili olduğunu, kitapların içerikleri hakkında bilgi verdiklerini düşünmüşümdür.
Nilüfer Dursun arkadaşımızın, iki koltuğunda en az on karpuz taşıdığını sıklıkla görüyorum. O, öncelikle bir eğitimci, araştırmacı, şair, çevirmen… İnsanları seviyor Yaradan’dan ötürü. Pek çok kitabın altına imza atan, çevirileriyle, yayınlarıyla kendi dünyasından dışa yansıyıp taşan Nilüfer Dursun, bilgi yumaklarının bir araya gelişi olan ’Sevgi Evliyası Mevlâna Çağırıyor’ adlı yeni kitabıyla karşımıza çıkıyor. O’nun şiirleri, yazı ve araştırmaları hep geleceğe yönelik pırıltılarla, ışıklarla doludur. Yürüdüğü yol, aydınlık, ışık yoludur.
Nilüfer Dursun’un Mevlâna’ya bakışı, Mevlâna’ca bir anlayış ve yaşayış birlikteliğinden geçiyor. Şiirlerinde, İnsanlıktan örnekler veriyor, bir anlamda insanlık türküleri söylüyor uzun uzun. Çalınmamış kapıların bir gün çalınıp açılacağı hatırlatmasında bulunarak;
-‘Özüyle birleşmeyen, mahkûm yalnız kalmaya / Gerçek insan örneği Yunus ile Mevlâna’ mısralarıyla örnek aldığı Yunus ve Mevlâna özellik ve güzelliklerini ortaya koyuyor, hareket noktası yaparak dikkat çekiyor. Türkçeden İngilizceye aktardığı çeviri şiirleriyle vermek istediği mesajları anlaşılır bir dille anlatıp, sergileyerek başarı merdivenlerinin basamaklarını emin adımlarla birer birer çıkıyor.
Nilüfer Dursun’un duygu dünyasını şiir diliyle sayfalara aktardığı ‘Allah’ın mesajları, insanlıkla gelişir / Tevrat, Zebur ve İncil, dinde birer geçiştir’ mısraları içimizi ısıtır ve düşünürüz. İlmin Mevlâna dostlarına, ruhlara dost olduğunu, dünya insanlarının sevilmeleri gerektiğini anlatarak, en vefalı yâr olan Yaratıcısına el açar, diliyle, dualarıyla yola çıkar Nilüfer Dursun. ’Yoğrulmuş bir kere, Allah aşkıyla özüm / Her güzel eserini görüyor gönül gözüm’ dizeleriyle pekiştirir ruh zenginliğini, gönül gözünün ileri görüşlülüğünü.
Duygularının bir araya getirildiği sayfalardaki gezintimiz sürerken; Namerde karşı dimdik durduğunu, konfora, lükse uyumluluk göstermediğini, ruhların kemale erişiyle yüceldiğini, ömrünün aldanmışlık içindeki yerinin genel görüntüsünü anlatmadaki kararlılığını görürüz Nilüfer Dursun’un.
Ruhlarda parıldayan ışıklar altında, dökülmemiş sırların gönül aynalarına doğru yürür, kendinden emin, kararlı. Sufi Mevlâna’dan inciler sıralar birbiri ardına. Şeytanın dışarıda değil, insanın kendi içinde olduğu gerçeğini hatırlatır. Mevlâna’dan aldığı mesajlarını, erdemlerin en hasıyla ele alır, canların cana muhtaçlığını söyler, anlaşılırlık içinde. ‘İmanlı kulların Allah’ının bir olduğu’nu, Mevlâna’nın izinde yürüdüğünü dinleriz.
Ve en içten, samimi duygularla, Nilüfer Dursun’a selâm verir, tebriklerimizle saygı ve sevgilerimizi sunarız efendim.
            ***
Doğumunun 800. yılında 
Hacı Bektaş Veli
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Masamda, Gülağ Öz dostum tarafından bana ulaştırılan bir kitap var. Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği yayınlarının ilki. Kitabın adı: Doğumunun 800. Yılında Hacı Bektaş Veli, olarak karşımıza çıkıyor, çıkarılıyor.
I. İnanç Önderleri buluşması ve Hacı Bektaş Semah Günleri, açıklaması da kitabın ilk sayfasında yer alıyor. 240 sayfalık kitap Haziran 2011’de basılıp, gün yüzü görmüş. 14-15 Kasım 2009 tarihlerinde gerçekleştirilen, Doğumunun 800. yılında Hacıbektaş Veli etkinliklerinin derlenip, toparlanması, kitap halinde yayınlanması, tarihe not düşülmesi olarak gördüğümüz bir yayın çalışması elimizdeki, masamızdaki yayın. Emeği geçenleri kutluyorum.
Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği Başkanı Nafiz Ünlüyurt ‘un üç sayfalık bir önsözü dikkat çekiyor. Sonra, açılış konuşmaları var uzunca verilen. Ali Özcivan’ın 7 ayrı dörtlükten meydana gelen bir şiiri 12 nci sayfada yer alıyor. Buradan iki dörtlük aktaralım bilgi için, değerlendirme için:

Her ne için uğramışsam bu yere,
Hoş sefa gelmişsin Hacı Bektaş’a,
Temenna eylersin gerçek bu yere,
Hoş sefa gelmişsin Hacı Bektaş’a.

Ali Turab kültürümün merkezi,
Âlemi cihanda duymuşsun sesi,
Gelir de dinlersen bir dost nefesi,
Hoş sefa gelmişsin Hacı Bektaş’a..

Sonra oturumlar gerçekleştirilmiş. Birinci oturumun başlığı: Doğumunun 800. yılında Hacı Bektaş Veli ve Düşüncesi Hacı Bektaş’tan günümüze Alevilik-Bektaşilik. Sonra, I. İnanç Önderleri buluşması ve Uluslar arası Hacı Bektaş Semah günleri paneli, sunumlar. 215 nci sayfada başlayan, etkinliklere ilişkin fotoğraflar.
Arka kapakta, Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği Başkanı Nafız Ünlüyurt’un bazı cümleleri var. Buradan: Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği’nin bir ürünü olan bu kitap, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Hacı Bektaş Veli’nin 800. doğum yıldönümü nedeniyle 14-15 Kasım 2009 günlerinde Hacı Bektaş’ta yapılan “800. Doğum Yılında Hacıbektaş Veli’yi Serçeşmede Anıyoruz” adı altında yapılan etkinlik içerisinde yapılan konuşmalar ile panellerde sunulan bildirilerin bir derlemesidir.
İkinci bölümde “I. İnanç Önderleri ile Hacı Bektaş Bulunması ve Uluslararası Hacı Bektaş Semah Günleri” adlı ile 30-31 Ekim 2010 günlerinde Hacıbektaş’ta yapılan etkinlik içinde yapılan konuşmalar ile panellerde sunulan bildiriler yer almaktadır.

6 Eylül 2011 Salı

bayram sonu 6 yazı..........


Gözü, gönlü zengin Halk Şairi 
Mansur Ekmekçi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şairlerimiz var, şiir yazdıklarını sanır. Şairlerimiz  şiir yazar, şairlikleriyle takdir görüp alkışlanırlar.
Mansur Ekmekçi, Adana ilimiz merkezinden seslenen, gözü, gönlü zengin, şiirleriyle takdir görüp alkışlananların başında geliyor. Mansur Ekmekçi “Kadından Korkmam” adlı albümüyle zirveye bağdaş kurup oturdu.
Mansur Ekmekçi, Kadından Korkmam, adlı albümünde, Ey insanoğlu, Birgün, Kadından korkmam, Sana kurban olsun, Duramıyorum, Başım üstüne, Öyle git, Senin için, Olsun başlıklı şiirler yer alıyor. Mansur Ekmekçi şiir yorumuyla da başarılı bir tablo sergilemiş. Tebriklerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.
MANSUR EKMEKÇİ
1960 Muş doğumlu olan Mansur Ekmekçi İlkokulu Midyat’ta Ortaokulu ve lise tahsilini Adana’da bitirdi.
Şiirleri; Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi, Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi ile Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi olmak üzere birçok Antolojide, edebiyat dergilerinde ve sayısız gazetelerde yayımlandı. Mansur Ekmekçi, birçok Televizyon ve Radyo Programlarına konuk edilip, katıldığı etkinliklerden dolayı 100’ün üzerinde derecelere, plâket ve belgelere layık görüldü.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından yapılan imtihan neticesinde Halk Şairi kimliğiyle kayıt altına alındı. Adana Çukurova Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Prof. Dr. Erman Altun nezdinde Elif Can Altınsoy tarafından Aşık Mansur Ekmekçi bitirme tezi hazırlandı. İstanbul Kültür Üniversitesi 4-6 Ağustos 2008 TUDOK 2.Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Öğrenci Konseyi’nde Seren Sağlam tarafından Stant tanıtımı yapılarak, Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi, Rize Üniversitesi, Ankara Gazi Üniversitesi ile Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi tarafından da eserleri ve yaşamı konu olarak ele alındı. Bursa Belediyesi 21 Gündem tarafından “2006 Türk Şiirine Hizmet Ödülü”ne, Ahmet Tufan Şentürk 2007 Türk Şiirine Hizmet Ödülü (Onur Ödülü) ne layık görülen birçok derneğin üyesi olan Ekmekçi’nin 30 kadar eseri, muhtelif sanatçılar tarafından bestelenerek kasetlerde okundu.
Yayımlanan Kitapları: Hercai (1999)/ İnsanoğlu (2000)/ Ne olursan ol, Önce İnsan Ol (2002) İnsan Dergâhı (2003)/ Yaşayan Çukurovalı Aşıklar ve Geleneğe Tabi Halk Şairleri Antolojisi. Adana Valiliği Yayını, 580 Sayfa. (2006)/ Güfte’den Beste’ye (2010) ve baskıya hazır kitapları: İnsan Mayası ile Tekerlemeler
Evli ve dört çocuk babası olan Ekmekçi üç dil bilmektedir. Kosova/ Bay Dergisi, Salihli/ Bizim Ece, Mersin / Maki, Sarızeybek /Söke, Çukurova Lobisi ve Ceyhan Irmak Dergisi’nin Adana temsilcisi olan Ekmekçi, 25 yıllık devlet memurluğu görevini ifa ederek emekliliğe ayrıldı. Muhtelif gazetelerindeki edebiyatla ilgili köşe yazılarını ve Çukurova Halk Ozanları Derneği 2.Başkanlık görevini sürdürmektedir.
ADRESİ: Reşatbey Mahallesi 62010 Sk. No:30 Seyhan/ ADANA
TELEFON: 0535.254 93 29
E-MAİL: mansurekmekci@hotmail.com mansurekmekci@mynet.com
GÜNÜN SÖZLERİ:
1. Türk Demek: Türkçe düşünmek, Türkçe konuşmak ve Türkçe yaşamaktır. Ne mutlu Türk’üm diyene. (Mustafa Kemâl ATATÜRK)
2. Çalışmanın en yücesi, Ulus için olanıdır. (Mustafa Kemâl ATATÜRK)  
3. Ben bir Türk’üm, ben bir Kürt’üm, ben Çerkez’im, ben Lâz’ım / Onbeş dilden çalar, söyler, ince telli bir saz’ım. (Mithat Erden)
 ***
Halk Şairi ve Araştırmacı Mansur Ekmekçi’den: Kadından Korkmam
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kadından korkmayan erkek var mı? Diye sorarım yıllardır. Korkmayan yok gibi bir gerçek çıkar ortaya. Halbu ki, Halk Şairi ve Araştırmacı Mansur Ekmekçi, kadından korkmuyormuş!
Kadından Korkmam, adıyla bir de albümü var Mansur Ekmekçi’nin. Bu albümde 9 ayrı şiiri yer almış. Yorumlayışıyla, şiirin şiir tadında dinlenişini sağlamış Mansur Ekmekçi. Kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Mansur Ekmekçi, hazırlamakta olduğum “Kadın Destanı” adlı kitabımda yer almak üzere, kadınla ilgili görüşlerini sıralamış. Bunlardan dördü;
1-     Çirkin kadın kendisini, güzel kadın ise herkesi yakar,
2-     Kadın; Tilki kadar kurnaz, aslan kadar yırtıcıdır,
3-     Yaratıkların en güzeli insan, insanların en güzeli de kadındır.
4-     Kadının dili, saçlarından daha uzundur.
Mansur Ekmekçi’nin mizahi bir anlatımla ifade ettiği, mısralaştırdığı “Kadından Korkmam” duygularından aktaracağımız mısra örnekleri:
-         Kadın, ceylan gibi güzel ve ürkek,
Bu ürkek kadından neden korkayım?.
Güçlüyüm, yiğidim, benim o erkek,
Kadınımdan korkmam, neden korkayım?

Bütün çamaşırı ben yıkıyorum,
İki durulayıp, bir sıkıyorum,
Perdeler kirli mi?, bir bakıyorum,
Halıyı da çırptım, neden korkayım?.
Anlaşılıyor ve görülüyor ki, Mansur Ekmekçi işin kolayını bulmuş. Evdeki işlerin tamamını yapıyor, bir de tekmil veriyor, arkasından “ben kadından korkmam” diye çaka satıyor, hava atıyor. Bu anlayış ve uygulama biçimi alkışlanmaz mı? Tebrik edilmez mi?.
Mansur Ekmekçi’nin pek çok şiiri var bana yenilerde gelen. Bu şiirler, övgü, güzelleme, mizah türlerinde, anlayışıyla kaleme alınmış. Mansur Ekmekçi anlatımı ve yorumuyla da olunca, daha bir anlam kazanmışlar, daha bir zenginlik içine girmişler. Bunlardan “Nasıl seveyim” başlıklı olanının girişi;
Kadın dediğin eş, nazik olmalı,
Kaba bir kadını nasıl seveyim?,
Eşin sofrasında azık olmalı,
Emeksiz kadını nasıl seveyim?.
Kara gözlüm, bir söyle üç dinle, Çözülmem imkânsız, Kadınım, Bir tanem, Kadın ile erkek düellosu, Gel hele güzel, Olsun, gibi başlıklarla anlatılan duygular, şiirleşen, mısralaşanlar Mansur Ekmekçi ustalığıyla daha farklı ve başarılı görünüyor, daha bir değer kazanıyor. Kadından korkmayan Kahramanlar kahramanı Mansur Ekmekçi’ye selâm, sevgi,  sağlık, mutluluk ve başarı dileklerimiz var efendim.
            ***
Aşık Dertli Kâzım - 
Son şiirleri- VI
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Adana ilimizin kültür elçisi, gururumuz Halk Şairi ve Araştırmacı Mansur Ekmekçi kargosu içinden çıkan, 500 sayfalık “Aşık Dertli Kâzım- Son Şiirleri- VI” adlı şiir kitabının sayfalarında gezmek istiyorum efendim:
Kitabın kapağında, Aşık Dertli Kazım’ın nur yüzlü bir fotoğrafı, bir de dörtlüğü var. Bu dörtlük:
Dertli Kâzım der ki, At’ım yok iken,
Şu dünya üstünde topum yok iken,
İçinde dikili çöpüm yok iken,
Neme gülem, ağlanacak halim var.
Kitabın ilk sayfalarında, Ömer Eru, Halise Tekbaş, imzalı sunuşlar var. Aşık’ın hayat kesitinden bilgiler aktarılıyor. Kitap içindeki şiirler, aşk ve sevgi şiirleri olarak karşımıza çıkmakta.
Aşık Dertli Kâzım, Almanya’da BMW otomobil Fabrikasında işçi olarak çalıştığı için, dünyaya bakışındaki netliklerle karşılaşıyoruz mısralarında. Kitabın ilk şiirlerinden beşi, Atatürk’e ait. Sesleniş anlamında şiirler bunlar. İlk şiir “Atatürk’ün izinde” başlığıyla karşımıza çıkıyor. Bu şiirin ilk dörtlüğü:
Size derim, size bütün kardaşlar,
Yürüyelim biz de Ata izinde,
Göğüsler ilerde dikilsin başlar,
Atatürk’ün yurdu kendi izinde.
Aşık Dertli Kazım, kitap içindeki onlarca şiiriyle, bir anlatım zenginliği, tutarlılığı ortaya koymuş. Dili yumuşak, anlatımı tutarlı ve ileriye bakan bir anlayış taşıyor. Kimseyle kavgası yok. Herkesle barışıklığı var. Şiirlerinin mısraları arasındaki gezintinizde bu gerçeklerle yüz yüze geliyorsunuz, anlıyorsunuz, seviniyorsunuz.
Tabiat sevgisi, ağaç ve orman sevgisi dorukta olan Aşık Dertli Kâzım, kitabının 264 ncü sayfasındaki “Kesme ne olur” başlıklı, adlı şiirin girişinde şöyle sesleniyor, şöyle yalvarıyor:
-Benim bir sözüm var insanoğluna,
Yeşil bir ağaca kıyma ne olur!..
Bir ağacı kesme, bin fidanı dik,
Yeşil bir ormanı, kesme ne olur!..
Aşık Dertli Kâzım, adlı şiir kitabının son sayfalarında, Dertli Kazım ve eserleriyle ilgili yazılanlar, gazeteler, imzalar itibariyle verilirken, ozanın aldığı ödüller, katılım ve teşekkür belgeleri görüntüleriyle sayfalara aktarılmış.
Aşık Dertli Kâzım’la iletişim: Gölovası köyü, Yumurtalık- Adana, 0322- 675 20 18, 0543-744 37 23. Tebriklerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.
            ***
 Siirtli Eğitimci, şair, yazar
Mithat Erden’in kaleminden
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Mithat Erden, eğitim dünyamızın önde gelen isim ve imzalarından.Yazdıkları var, şiirle anlatılanlar, yazdıkları var araştırmalar sonucu dile getirilenler, kitapları var çeviriler sonucu ortaya konulanlar.
Mithat hoca Siirt doğumlu. Sirt Siirt’te ve benim doğum yerim olan Ece köyünün bağlı olduğu Tefenni’de Ortaokul Müdürlükleri, yöneticilikleri, öğretmenlikleri var. Bir efsane isim o.
Hatta 1979 yılında CHP’den Senatör Aday adayı olmuş. O günlerde kendisiyle yapılan bir röportajda ilginç ve önemli görüşler ortaya koymuş. Bunlardan; 1- Öğretmen olmasaydım, hiçbir şey olamazdım. Her şeyimi şerefli mesleğime ve meslektaşlarıma borçluyum. 2- Fakirlik, zenginlik ceple değil, kalp ile ilgilidir, olanları ilginç.
Sakarya’ya düşen gül: İmza yok. Veya ben göremedim. Bir şiir kitabı adı. Mithat Erden hocanın olsa gerek. Bu kitabın ilk şiiri, dörtlüğü:
“Beyaz nilüferler açar Sakarya üstünde/ Kimi ince, kimi ürkek, kimi narin/ Ve bir aşk Rüzgârıyla titrer içleri/ Belki onlar senin ayak izlerin” deniyor.
“Güneydoğulu bir öğretmenin anıları” adlı kitabı ve ötekilerle dikkat çeken Mithat Erden hocanın şiirleri de var, “Ballar yurdu, Sallar yurdu Siirt’im” adıyla bir araya getirilmiş. Siirt diye bucak bucak gezilişinin, gezdiğinin genel görüntüsü var bu sayfalardan birinde. Bu şiirden bir dörtlük:
Yollar Siirt Siirt diye çağırır,
Dallar Siirt Siirt diye bağrışır,
Etrafımda her şey Siirtten bir şey taşır,
Siirt diye bucak bucak gezerim.
Bu şiirlerin yazılış yılları, 1940’lı yıllardan ses getirenler olarak görülüyor. Mithat Erden hocanın “Ben huyum” adlı, başlıklı şiiri ise dillerden dillere, ellerden ellere dolaşıyor. Bu şiirde, birleştiricilik var. Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayanların kardeş olduğu, yıllardır, asırlardır bir arada, birlikte yaşamalarının getirdiği genel fotoğrafın görüntüleri, kareleri ortaya konuluyor, görmeyenlerin, duymayanların gözleri önüne seriliyor, konuluyor. Bu şiirin girişi:
- “Ben bir Türk’üm, ben bir Kürt’üm, ben Çerkez’im, ben Laz’ım/ Onbeş dilden çalar söyler ince telli bir sazım” şeklinde karşımıza çıkıyor. Var mı bu görüşlerin karşısına çıkıp, itiraz edecek?.
- Mithat Erden hocanın, İsa Kayacan olarak bendenize ithaf ettiği, “Akkoyunlular- Karakoyunlular” adlı araştırması, incelemesi var dosya halinde bana ulaşan. Kiril harflerinden Azerice’den aktarmış hoca. Bu çalışmada, araştırmada: Akkoyunlu Devleti, Akkoyunlu ve Tumurlular, Akkoyunlu Devletinin iç ve dış politikası, Azerbaycan’ın dış ilişkileri, Akkoyunlu Türkiye İlişkileri, Akkoyunlu Devletinin yıkılması, Azerbaycan- Rusya İlişkileri, Devlet Teşkilatı- İnzibatı ve Askeri İdareler, Toprak Sahipliği, vergiler ve mükellefiyetler, kentli ayaklanmaları anlatılıyor. Ayrıca Karakoyunlular’da bu düzenlemeyle anlatılmış. Tebriklerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum hocaların hocası hocam.
Mithat Erden: 04 Nisan 1921 tarihinde Siirt’te doğdu. AÜNV. Gazi Terbiye Enstitüsü Edebiyat Bölümü Mezunu olan Mithat Erden, MEB tarafından İsviçre’ye gönderildi. Değişik Ortaokullarda kurucu Müdürlük, THY’da personel Dairesi Başkanlığı yaptı. Değişik kuruluşlarda başarılı hizmetlere imza attı.
             ***
  Sivas’ın Folklor Delisi:
Müjgân Üçer’e Armağan
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Folklor uzmanı araştırmacı, yazar ve şair değerli dostum Prof. Dr. Hayrettin İvgin aracılığıyla bana gelen kitaplardan Sivas çıkışlı olanı: Müjgân Üçer’e Armağan.
Büyük boy, Tekin Şener ve Mehmet Ali Erdoğan’ın hazırladığı 534 sayfalık kitabın armağan edildiği isim ve imza Müjgân Üçer, yıllardır, takdirle izlediğim, araştırmalarından yararlandığım bir kalem erbabı, ustasıdır.
Başlığımızdaki ilk üç kelimesinin kullanılması kararını Hayrettin İvgin dostumla birlikte verdik. Müjgan Üçer hanımefendi için, “Sivas’ın folklor delisi” denilmesinin yanlış olmayacağı noktasından hareket ettik efendim.
Armağan kitap, merkezi İstanbul’da bulunan “Kitapevi” yayınları arasında günyüzü görmüş.
Bir sunuş var. “Müjgan Üçer yetmiş yaşında. Dostları talebeleri, yakınları olarak ona verebileceğimiz en kıymetli 70.yaş hediyesinin, bir kitap olacağını düşündük” diye başlanılan.
Kitap iki bölümden oluşmuş, böyle bir düzenlemeyle sunulmuş. Birinci bölüm; O’na dair, 2.bölüm: Armağanlar, Müjgan hanım ve eserleriyle ilgili yazılanlara yer verilmiştir.
Müjgan ve Doğan Üçer çiftinin 1966 yılında çekilen birlikteliklerinin fotoğraf  görüntüsü.
Sonra, Tekin Şener imzalı “Kendi semasına sığmayan insan: Müjgan Üçer” başlıklı uzunca bir araştırma, inceleme, değerlendirme. Şimdi, kitap içerisinde yer alanlardan imza sahiplerinden bazı cümleler seçerek devam edelim istiyorum efendim:
1.Hatırlamaya ve hatırlatmaya yazgılı olanlar arasında, sesi en gür çıkanlardan biri Müjgan Üçer’dir. (Tekin Şener)
2.Benim takdir ettiğim yönlerden biri de, hiçbir zaman bilimsel bir kıskançlık içine girmemesi ve bu yolda çalışanlara yardımcı olmasıdır (Haluk Çağdaş)
3.Sivas odaklı halkbilime önemli kaynak ve malzeme niteliğindeki çalışmaları zengin ve çeşitliliğe, içeriğe sahip olan Müjgan Üçer, 27 Ekim 1940 tarihinde Sivas’ta doğdu (Doç. Dr. Nesrin Tağızade Karaca)
4.İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde okurken, hocası Süheyl Ünver’in teşvikiyle tıp tarihi ve folklor araştırmalarına yönelen Müjgan hanım, memleketi Sivas’ta hem uzun yıllar eczacılık yapmış, hem de sevdalısı olduğu bu güzel şehrin atasözlerini, bilmecelerini, adetlerini, yemek ve sağlık kültürünü, yaşama alışkanlıklarını, isim verme geleneğini, hâsılı, folklor deyince akla ne geliyorsa hepsini büyük bir sabır ve titizlikle araştırmıştır.
Kitabın içine, Müjgan hanımla ilgili ne kadar fotoğraf varsa, araştırmalara konu olan ne kadar görüntü varsa, bir düzen içinde yerleştirilmiş, sayfalar, zenginleştirilmiştir. Folklor araştırmalarımızın kilometre taşı Müjgan Üçer’i kutluyorum.
            ***
İSA KAYACAN’DAN BİR KİTAP DAHA:
BURDUR’DAN KÜLTÜR YAĞMURU
                          Abdülkadir GÜLER
Burdur deyince araştırmacı gazeteci yazar İsa Kayacan aklıma geliyor. Memleketine, tarihi ve yurduna âşık böyle bir adam az bulunur bu yalan dünyada. İsa Kayacan Burdur’un Tefenni İlçesinin ECE köyünde dünyaya gözlerini açmıştır.( 20 Eylül 1943). Ben bu yazım da İsa Kayacan’ın özgeçmişinden söz etmeyeceğim. Anadolu basınında birazcık haberi olan İsa Kayacan’ı yakından tanımış olacaklardır. İsa Kayacan başlı başına bir kültür deryasıdır.
Yaklaşık yarım asırdan fazla Türk kültürüne, Türk edebiyatına, sanat ve edebiyatına Türk şiirine hizmet veriyor.  Bundan dolayı Anadolu’nun her il ve ilçesinde yerel ve ulusal basında İsa Kayacan’ın adı geçiyor. Türkiye’nin 81 ili ve 892 ilçesinde yerel gazetelerinde İsa Kayacan’ın hemen hemen her gün yayımlanan makaleleri, denemeleri,  eleştirileri ve kitap tanıtmaları vardır. Son zamanlarda Somali’ye yardım konusunda yerel ulusal basınımızda birçok haber ve yazı yer aldı. Ama İsa Kayacan yaklaşık bundan -26 yıl önce ( 28 Kasım 1985 – 25 Aralık 1985 ) tarihlerinde Somali’ye bir gazeteci olarak gitmiş ve orada yaptığı inceleme ve araştırmalarıyla dikkatleri çekmiş, bunları da bir kitap halinde yayınlatmıştı.
            İsa Kayacan dünden bugüne yaklaşık 130 kitap yayınlamış Türk edebiyat dünyasına kazandırmıştır ve adı caddelere, sokaklara verilmişti. Hakkında Üniversitelerimizde tezler hazırlanmıştır. Aynı zamanda Anadolu Basınının fahri hemşerisi olarak kabul edilmiştir. Yine bu yazılarından dolayı Azerbaycan Bakü Üniversitesinde doktorluk ve Fahri Profesörlük unvanlarını hakkıyla almaya hak kazanmıştır. Tek kelimeyle İsa Kayacan heykeli dikilecek adamdır. Anadolu’nun her kitaplığında armağan ettiği kitapları vardır. Yine bütün kitaplarını kendi köylü olan Ece köyüne armağan etmiş ve adı buradaki kütüphane taçlandırmıştır.
Bu girişten sonra İsa Kayacan’ın son yayımladığı BURDUR’DAN KÜLTÜR YAĞMURU” adını taşıyan kitabına bir bakalım.  Bu kitap Burdur Belediyesi Kültür Yayınları arasında ( No: 12 )   basılıp yayınlanmıştır. Nisan 2011. Tertemiz bir baskısı vardır. Kitap 432 sayfadan ibarettir. Bu kitap İsa Kayacan’ın 129. kitabıdır. 129 kitap dille yazmak çok kolaydır. Bir insanın ömrü böylesine devasa kitaplara yetiyor mu?  Biraz durmak ve düşünmek lazımdır. İsa Kayacan yaklaşık ömrünün iki katından fazla kitap kaleme almıştır. Bu bir rekordur. Alkışlanmalıdır. Zaten İsa Kayacan Anadolu basınında yazılarıyla ünlü bir rekora da koşuyor. İnanıyorum GUINNESS Rekorlar kitabında da yer alacaktır. Kitabın önsözünü Burdur’un değerli sanatsever ve kültür adamı Belediye Başkanı Sebahattin AKKAYA tarafından kaleme alınmıştır. 
            Sayın AKKAYA, kısa ve özlü olarak Önsözde şunları yazıyor:  Belediyemizin Kültür Yayınları arasında, Eylül 2005’de Dr. İsa Kayacan’ın imzasıyla yayınladığımız “Şiirlerle Burdur” kitabı büyük ilgi gördü. Burdur’umuzun tanıtımında önemli katkılarda bulundu.
            Önceki Burdur çıkışlı kitap ve yazılarına ilaveten, son araştırıp hazırladığı ilimiz Ticaret ve Sanay0i Odası’nca yayınlanan “BURDUR DESTANI” Bensiz Olmaz “ kitabıyla doruğa ulaşan Burdur sevgisinin gerçek sahibi İsa Kayacan’la her Burdurlu gurur duymakta, onu alkışlamaktadır.   Şiirlerle Burdur kitabından sonra bu kez “ Burdur’dan Kültür Yağmuru”nda Burdur ve Burdurlu içindeki satırlarla bir anıtım görevi yapacağı inancımı belirterek yeni yayınlarda buluşmak ümidiyle Sayın İsa Kayacan’ı kutluyor, sevgi ve saygıyla selamlıyorum” diyor.
Belediyelerin görevleri,  sadece kentin temizliği, elektrik, kanal, yol ve su ihtiyaçlarını gidermek değildir,. Sanatımıza ve kültürümüze hizmet eden gönül rahatlığı içinde o memleketin sanatını ve kültürüne hizmet edenleri bulup takdir eden ve onların yapıtlarını günışığına çıkaran sanatsever Belediye Başkanlarımız da vardır. İşte bunlardan bir de Burdur Belediye Başkanı Sayın Sebahattin Akkaya’dır. Ben de buradan bu yapıcı güzel ve kalıcı hizmetlerinden dolayı kutluyor ve selam ve saygılarımı gönderiyorum.
            Bu kitap 16 bölüm halinde yayımlanmıştır. Yer aldığı bazı konu başlıklarını sunuyorum: Şiirlerle  Burdur ( 2 ) Osman Akkoç’un Burdur Şiirleri, Burdur tarihinin içinden, 1850 – 1953 yılları arasında Burdur’u idare edenler, 1854’de kaza olan Burdur en eski ilçesi Tefenni ilçesi,1955 Burdur’lu, Büyük Millet Meclisinde Burdurlu Milletvekilleri, Burdur Valileri, Merkez Belediye Başkanları, Burdur’da Üniversite sevinci, Teke Yöresi folkloru ve araştırmaları, Teke Yöresinin başkenti Burdur ve Türküleri, Kültürümüzün içinde Burdur’da doğup ve hizmet edenler, Burdur Fıkraları ve Efsaneleri İsa Kayacan’ın Burdur’la ilgi kitap ve yazıları. Hakkında yazılmış bilgiler makaleler ve denemeler, şiirler yer alıyor.
Kitapta  şiir ve yazılarıyla katkıda bulunanlardan bazıları: Prof. Dr. İsa Kayacan, Vedat Fidanboy, İbrahim Zeki Burdurlu, Abdullah Satoğlu, Ünal Şöhret Dirlik, Mustafa Ceylan, Abdülkadir Güler, Rıza Erdem, M. Rasih Özbek,Şükrü Öksüz,Ahmet Sargın, Muammer Susuzlu, Dr. İrfan Akay, H. Mehmet Atasever, Abdurrahman Ekinci, Hasan Türkel, Ozan Kara, Seza Tutku Azaklı, Dündar Ersan,  Salih Urhan, Mehmet Gökdoğan, Nazmi Öner, Mustafa Arslan, Melahat Ecevit, Çetin Bozcu, Sebahat Gümüş, Zafer Azaklı, Hamit Çine, Mehmet Nacar,  Hüseyin Kayacan,  Birdal Can Tüfekçi, Durmuş Öcal, Rafet Şimşek, Cahit Yargıcı, Sadık Dağdeviren, Özen Gülay Atacan, Fuat Gürsoy, Mansur Ekmekçi, İsmail Hakkı Yılanlıoğlu, Mithat Makal, Can Direkçi, İbrahim Özçimen ve Ekrem Kabay gibi yazar ve şairlerin şiirleriyle donatılmıştır. Kitapta yer alanların hepsini almadığım için beni hoş görmelerini dilerim.
            Bu devasa eserin arka kapağında valilerden İsa Kayacan’a tebrikler vardır.
Bunlardan bir iki örnek sunmak istiyorum. Can Direkçi: Sayın Dr. İsa Kayacan, Burdur’umuzun yetiştirmiş olduğu ender şahsiyetlerden biridir. Kendisiyle Burdur’da görev yapan Burdur Valisi olarak gurur duyuyoruz. Bugüne kadar Türk edebiyatına, Türk kültür hayatına, Türk basınına yapmış olduğu katkıları yanı sıra Burdur dışında geçirdiği zamanlarda bile Burdur’un iyiliği ve güzelliği için bu güne kadar 50 yıla yakın süre basın ve yayın kavgası vermiştir.  (Burdur Valisi, 01.11.2008)
Bunlardan başka yine eski Burdur Valilerinden İbrahim Özçimen, Burdur TBMM üyelerinden Sayın Ekrem Kabay Beylerin de İsa Kayacan hakkındaki takdire değer tebrik ve görüşleri vardır.
            Sonuç olarak, gazeteci, yazar ve aynı zamanda şair olan Prof. Dr. İsa Kayacan derli, toplu bir eserle tekrar Burdur’un adını bayraklaştırıyor.  Burdur ili ve yöresi, civanmert insanların yaşadığı, efelerin,  zeybeklerin harman olduğu, Yöre sanatçılarının türkülerini coşkuyla okuduğu, boyu küçük ama sesi büyük sipsinin ana yurdu, kütüphaneler şehri Teke yöresinin kültür başkenti olan bu güzelim şehrin insanlarının geleneklerini ve destanlaşan öykülerini bize yıllar boyu hiç usanmadan ve yorulmadan anlatan, yazan, sevgili İsa Kayacan’a selamlar olsun.
Sevgili İsa Kayacan, Burdur’a olan sevdasını tekrar ediyor. “Herkes beni Ankaralarda sanır / Burdur’da bir dam çökse içim parçalanır” diyor. Biz de bu tertemiz eserinden dolayı Burdur Belediye Başkanı Sayın Sebahattin Akkaya’ya, sanatımıza, kültürümüze ve Türk Edebiyatına haklı olarak değer veren, sahip çıkan, sevgili kadim dostum Prof. Dr. İsa Kayacan’a tekrar tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyor ve sağlıkla uzun ömürler diliyorum. Burdur’u yakından tanıma bağlamında bu değerli kitabı özellikle öğretmen ve öğrencilerimize  tavsiye ediyorum….

14 Haziran 2011 Salı

konuk yazar









HAYRETTİN İVGİN’E TÜRKİYE’DEN VE AZERBAYCAN’DAN
YENİ ÖDÜLLER
Ömer ÜNAL
Araştırmacı – Yazar
Araştırmacı-Yazar ve Halk Bilimci Hayrettin İvgin’e son iki ay içinde, hem Türkiye hem de Azerbaycan önemli ödüller verildi. Bu ödülleri kısa kısa tanıtmak istiyorum. Ayrıca değerli büyüğümüz Hayrettin İvgin’i başarılarından ve kazanımlarından dolayı kutluyoruz.
 A) İLESAM Üstün Hizmet ve Başarı Ödülü
28 Nisan 1986’da kurulan Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM), 25. Kuruluş Yıl Dönümü nedeniyle “Edebiyat” ve “İlim” dalında toplam 32 kişiye, Türk edebiyatına ve ilim hayatına yaptığı hizmetlerden dolayı “Üstün Hizmet ve Başarı Ödülü” verdi.
28 Nisan 2011 perşembe günü Yenimahalle Belediyesi Dört Mevsim Salonu’nda ödüller sahiplerine verildi. Ödüle layık görülenler arasında bulunan Hayrettin İvgin de “Edebiyat” dalında, Türk edebiyatına yaptığı hizmetlerden dolayı “İLESAM ÜSTÜN HİZMET VE BAŞARI ÖDÜLÜ” aldı.
 B) Ahmet Tufan Şentürk Türk Şiirine 2010 Yılı Onur Ödülü
09 Mayıs 2005 tarihinde kaybettiğimiz şair Ahmet Tufan Şentürk adına her yıl düzenlenen ödülün 2010 yılı ödülleri 28 Mayıs 2011 tarihinde İLESAM salonunda törenle verildi. “Ahmet Tufan Şentürk Hizmet Ödülü” adını taşıyan ödüllerin tespiti Başkanlığını Sayın İsa Kayacan’ın yaptığı bir Seçici Kurul tarafından tespit edilmektedir. 2010 yılının ödüllerini Mehmet Nuri Parmaksız (Birincilik), Vedat Fidanboy (İkincilik), Mehmet Ali Kalkan (Üçüncülük) kazandılar. Rasim Köroğlu, Harun Yiğit, Dr. Şemsettin Küzeci, Ali Gözütok özel ödüle layık bulundular. Hayrettin İvgin’e “AHMET TUFAN ŞENTÜRK TÜRK ŞİİRİNE 2010 YILI ONUR ÖDÜLÜ” verildi. Şair Güzide Taranoğlu, Azerbaycanlı Şair Prof. Dr. Elçin İskenderzade, Osman Oktay ve Ahmet Sevgi’ye de onur ödülleri verildi.
 C) “Şerefli Ömür” Diploması ve Ödülü
Azerbaycan Respublikası Qayğı ve Himaye Fondu (Azerbaycan Cumhuriyeti Yardım ve Himaye Vakfı) tarafından Hayrettin İvgin’e “Şerefli Ömür” diploması ve plaketi verilmiştir. 28 Mayıs 2011 tarihinde Bakü’de Fondun Başkanı Rzayeva Gülaye tarafından verilen diplomada şu ifadeler yer almaktadır: “(Prof. Dr.) Hayrettin İvgin; Büyük Türk Dünyasında ilmin, edebiyatın, güzel sanatların gelişmesinde gösterdiği hizmetlere göre, Qayğı ve Himaye X. Fondu’nun tesis ettiği “ŞEREFLİ ÖMÜR” diplomasına layık görülmüştür. Diploma ile birlikte Hayrettin İvgin’e ödül plaketi de verilmiştir.
 D) AzerKİVİHİ Basın Birliği Kimliği ve Diploması
Azerbaycan-Bakü’de faaliyetlerini sürdüren “Azerbaycan Kütlevi İnformasiya Vasiteleri İşçilerinin Hemkârlar İttifakı” (Azerbaycan Kitle İletişim Araçlarında Çalışanlar Sendikaları Birliği) tarafından Hayrettin İvgin’e üyelik belgesi verildi. Kısa adı (AzerKİVİHİ) olan kuruluşun Başkanı Oqtay Salamzade’nin imzasını taşıyan diploma ve basın birliğinin kimliği Hayrettin İvgin’e takdim edildi. AzerKİVİHİ gazetecilerin, basın mensuplarının gönüllü birliği olup ülke içinde ve dışında bağımsız etkinlikler gerçekleştirme yetkisine sahiptir. Ayrıca; hukuki, mali, işgörme ve meslekî çalışma alanında tam serbesttir. Azerbaycan Cumhuriyeti Adliye Bakanlığının yetkili kurullarının kararı ile 31 Mart 1993 yılında kurulan ve o tarihten bu yana resmi faaliyette bulunan kuruluş, Hayrettin İvgin’e basın ve yayın alanında yaptığı büyük çalışmalar ile Türkiye-Azerbaycan basın, kültür ve sanatına olumlu katkılar sebebiyle üyelik kimliği ve diploması verilmiştir.
Diploma ve kimlik 28 Mayıs 2011 tarihinde Bakü’de Hayrettin İvgin’e sunuldu.
 E) Qızıl Qelem (Altın Kalem) Ödülü
Yakın zamanlarda AzerKİVİHİ teşkilatı tarafından Hayrettin İvgin’e bir ödül daha verileceği öğrenilmiştir. “Qızıl Qelem (Altın Kalem) Ödülü” adını taşıyan bu ödülün belge ve plaketleri önümüzdeki günlerde törenle verilecektir. Türkiye-Azerbaycan edebiyatına yaptığı edebî hizmetleri ve edebî faaliyetleri gerekçe gösterilmiştir.

4 Haziran 2011 Cumartesi

konuk yazar


Prof. Dr. İsa Kayacan ve Burdur’u Kucaklayan Kitabı: “Burdur’dan Kültür Yağmuru”
Prof. Dr. İsa Kayacan ismini Burdur’da kime sorsak bilmeyen yoktur. Burdur İsa Kayacan’ı, İsa Kayacan Burdur’u çağrıştırır.
Tüm kitapları adeta bir Burdur belgeselidir. Kitaplar geleceğe bir belgedir, bir kültürdür, gelecek nesillere ışıktır.
14 Ekim 2010 günü Suna Uzal İlköğretim Okulu öğrencilerinin davetlisi olarak Ankara’dan işini gücünü bırakarak bu minik öğrencilerle kucaklaşmak için, bilgisini bu geleceklerimizle paylaşmak için geldiler. Öğrenciler, büyük bir sevgi ve hasretle Kayacan’ı bağırlarına bastılar. Söyleştiler. Mutlu oldular.
Tüm öğrencilerle tek tek ilgilendi. Edebiyata yatkın olanları yüreklendirdi. Aradı, sordu, ilgilendi.
Ne güzel bir ilgi, ne güzel bir yönlendirme!
Prof. Dr. İsa Kayacan’ın “Burdur’dan Kültür Yağmuru” isimli kitabı ile ilgili çalışmalarından haberdardım. Böyle bir güzel eserin geleceğe güzel bir miras olacağını tahmin edebiliyordum. Ancak kitap elime geçtiğinde Kitabın dizgi baskı ve en önemlisi içeriğiyle muhteşem olduğunu gördüm.
Eline, emeğine sağlık.
Burdur’a armağan ettiğiniz bu kültür hazinesinden dolayı kutluyorum.
“Burdur’dan Kültür Yağmuru” Prof. Dr. İsa Kayacan’ın, güzel sözüyle adeta özdeşleşiyor:
“Herkes beni Ankaralarda sanır,
  Burdur’da bir dam çökse, içim parçalanır”

7 Mayıs 2011 Cumartesi

HABER... HABER...

İsa Kayacan’ın Guinness Rekorlar Kitabına başvurusu için kurulan, “İLESAM Çalışma Komisyonu” ilk toplantısını yaptı.
            ANKARA (Ece Ajans)- Kısa adı İLESAM olan Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği Genel Merkez Yönetim kurulunun 16 Mart 2011 tarih ve 34 sayılı kararıyla kurulan, “Guinness Rekorlar Kitabına başvurusu için, İLESAM İsa Kayacan’ın Çalışmalarını Araştırma ve Değerlendirme Komisyonu”, Prof. Dr. Hayrettin İvgin’in Başkanlığında 06 Mayıs 2011 tarihinde İLESAM Genel Merkezinde ilk toplantısını yaptı.
            Toplantıya; Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, Ahmet Sevgi, M.Ali Erdin, Cemal Tuzcuoğulları ve İsa Kayacan katıldı. Prof. Dr. Nurullah Çetin, İsmet Bora Binatlı, Osman Oktay, Vedat Fidanboy ve Şemsettin Küzeci’nin mazeretleri ve Ankara dışında oluşları nedeniyle katılamadıkları ilk toplantıda;
            İsa Kayacan’ın, “Dergi ve gazeteler ayrımıyla; Türk- Basın Yayınındaki Yerim” adlı detaylı doküman çalışması değerlendirildi. Guinness Rekorlar Kitabıyla ilgili başvuru metinlerinin araştırılıp incelenmesiyle, İsa Kayacan’ın bazı hazırlıklarını da tamamlaması gerektiğine karar verildi.

5 Mayıs 2011 Perşembe

yedi özel makale...

Cemal Tuzcuoğulları’ndan: 
Türkiye’de Telif Hakları
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Cemal Tuzcuoğulları bir derviş adam: Düşündüklerini hayat vermek için, gayret gösteren, başarıya ulaşan bir arkadaşımız.
            Kısa adı İLESAM olan Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği Cemal Tuzcuoğulları’nın önem verdiği, üzerinde titrediği bir ilim ve kültür kuruluşumuz.
Bir dönem Yönetiminde birlikte çalıştığımız İLESAM’ın şimdiki döneminin de Muhasip üyesi Cemal Tuzcuoğulları.
            Yenilerde bir kitabı günyüzü gördü Cemal Tuzcuoğulları’nın. Adı: Türkiye’de Telif Hakları.
25.kuruluş yıldönümü kutlanan İLESAM’ın ana sloganı “İLESAM; Telif hakkını korur” olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktadan hareket ettiğimizde Cemal Tuzcuoğulları’nın “Türkiye’de Telif Hakları” adlı kitabı önem taşıyor, anlam zenginliği içinde karşımıza çıkıyor.
104 sayfalık kitabın içindekiler sayfalarına bakıyoruz: Sunum ve kısa tanıtımı, Dünya telif hakları, İLESAM’ın doğuşu, Türkiye’de telif hakları, İLESAM yeni yönetim ve faaliyetlerişeklindeki başlıklarla bizimle selamlaşıyorlar.
İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız, “Telif hakları, İLESAM ve Cemal Tuzcuoğulları”na ilişkin görüşlerini ortaya koyuyor ilk iki sayfada. Buranın bir yerinde; “İLESAM’ın kuruluş çalışmaları bundan 25 yıl önce başlamış: 28 Nisan 1986. Bu gün itibariyle İLESAM’ın Genel Muhasipliğini yapan Cemal Tuzcuoğulları, İLESAM’a olan sevgisini ve telif haklarına olan saygısını bu kitapla ortaya koymuştur” diyor ve doğru söylüyor.
            Prof. Dr. Nurullah Çetin hocanın “İLESAM bilgesinden bir başyapıt” adlı yazısı, değerlendirmesi, Cemal Tuzcuoğulları’nın genel yapısı ve bulunduğu nokta itibariyle anlatımını yapıyor. Bu yazıların yer yer İngilizciye çevrilerek de sayfalardaki yerlerinden bizimle selamlaştığını görüyoruz.
            Doç. Dr. Hikmet Koraş’ın bir yazısı da dikkat çekiyor “Ağaç kökleriyle yaşar” başlığıyla. Sayfa 17’den aldığımız bilgiler, giriş: “İLESAM 28 Nisan 1986 tarihinde, TC Bakanlar Kurulu Kararı ile Türkiye’de ilk defa kurulan; Kamu yararına, bilim, edebiyat ve kültür alanında hizmet veren bir meslek birliğidir” denilişiyle tescillenen bir kuruluşun varlığından söz ediliyor.
            İLESAM’ın ilk yönetim kurulu, haysiyet kurulu, denetleme kurulu, teknik bilim kurulu üyeleriyle, son yönetim kurulu ve öteki kurul üyelerinin verilişide güzel olmuş, hatırlama bakımından anlam ifade etmiş.
            Telifi olan eser türleri, şiirin tanımı ve telif ölçüleri gibi bölümler, başlıklar altında verilenler de bilgilenme bakımından önem taşıyor. 5846 sayılı kanun, eser icra ve yapım konuları, telif davalarında uzlaşma şartları yönergesi gibi başlık altında verilenlerden sonra, 01.03.2011 tarihi itibariyle vefatla aramızdan ayrılan İLESAM üyeleriyle ilgili, ad, şehir, doğum ve vefat tarihleri itibariyle hazırlanan sayfalarda gördüklerimizin büyük bölümü yakınen tanıdığımız, birlikte çalıştığımız rahmetliler olarak onları yeniden hatırladık, üzüldük. Mekanları cennet olsun.
Mahkemelerde usta bir bilirkişi olarak pek çok çalışmanın altına imzan atan Telif hakları uzmanı Cemal Tuzcuoğulları’nın biyografisi İbrahim Albayrak tarafından kaleme alınmış, uzunca anlatılmış, sayfalara aktarılmıştır.
            Cemal Tuzcuoğulları’nın kimsenin üzerinde durmadığı, duramadığı Telif Hakları konusunda bir kitap hazırladığı için, tebriklerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.
      GÜNÜN HABERLERİ ve DUYURUSU:
1-     Keşan’da, Feyzullah Aktan’ın sahipliğinde günlük yayınlanan “Önder Gazetesi’nin” 26 Nisan 2011 tarihinde 50.kuruluş yıldönümü kutlandı.
2-     Kısa adı İLESAM olan, Türkiye, İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliğinin 25.kuruluş yıldönümü 28 Nisan 2011 tarihinde Ankara’da kutlandı.
3-     Rize İlimiz merkezinde Faik Bakoğlu yönetiminde, günlük yayınlanan “Zümrüt Rize” gazetesi 05 Mayıs 2011 tarihinde 62. yayın yılına merhaba dedi.
4-     Kasım 2008’de faaliyete geçirilen, kitap ve dergi sayısı 8 bin 250’ye ulaşan, “Ece Köyü İsa Kayacan Kütüphanesi, Tefenni- Burdur” adresine, kitap ve dergilerinizden göndermenizi rica ediyorum. (İK)
***
Temelleri sağlam atılan Gülce Edebiyat Akımının binası hızla yükseliyor
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Merkezi Antalya’da bulunan “Gülce Edebiyat Akımı” çalışmaları, Mustafa Ceylan ve arkadaşlarınca yönetiliyor, yürütülüyor.
            22-24 Nisan 2011 tarihlerinde “Antalya Gülce Şairler Buluşması” gerçekleştirildi. Gülce Edebiyat akımıyla ilgili bilgilerin arttırılması, sanat ve edebiyat çevrelerindeki şair ve yazarların daha fazla bilgilendirilmesi için iki ayrı sempozyum gerçekleştirildi.
            Aynı tarihlerde, Göynük’te (her şey bedava sloganıyla) bir başka toplantı düzenleyicilerinin, sadece şiir okunan toplantıları, sanki Gülce Edebiyat Akımı toplantısına karşı (bölmek, katılımı azaltmak için) düzenlenen bir toplantıydı. Kınadığımı belirttim, ifade ettim. Tarih değiştirilebilir, bölme önlenebilirdi!
            İlk sempozyumda, Mustafa Ceylan, Harun Yiğit, Refika Doğan, Osman Öcal, Mehmet Özdemir, Halide Efendiyeva, Asuman Soydan Atasayar, Ali Gözütok, Gülce Edebiyat Akımıyla ilgili yeni ve değişik bilgiler aktardılar, soru ve cevaplarla bilinmeyenler öğrenildi, bilinenler hatırlandı. İlk sempozyum Mustafa Ceylan tarafından yönetildi.
            23 Nisan 2011 tarihindeki II.Sempozyum Antalya Sanatçılar Derneği 2.Başkanı Cahit Çakcıl tarafından açıldı. Prof. Dr. İsa Kayacan’ın yönettiği sempozyuma, Mustafa Ceylan, Mehmet Özdemir, Halide Efendiyeva, Arsalan Bayır, Sabit İnce ve Mehmet Nuri Parmaksız konuşmacı olarak katıldılar. Gülce Edebiyat Akımı, enine boyuna anlatıldı, tartışıldı, sorular soruldu, cevaplar verildi.
            23 Nisan Ozanların Diliyle Atatürk ve Çocuk konulu etkinlik, Büyükşehir Belediyesi Salonunda gerçekleştirildi. Aşık Kazanoğlu, Yusuf Özcan, Gülten Ertürk sunumlarıyla göz doldurdular. Şairlerin okuduğu şiirler gönüllere, yüreklere su serpti.
Ankara’dan Murat Duman ve eşiyle birlikte katıldığımız, Gülce Edebiyat Akımı, Gülce Antalya Şairler Buluşmasında, yapılan araştırmalar, yeni edebiyat akımıyla ilgili alınan mesafenin büyüklüğünü, temeli sağlam atılan Gülce Edebiyat Akımının, Gülce binasının hızla yükseldiğini, yüksek sarsıntılı depremlerde bile yıkılmasının mümkün olmayacağını, olamayacağını gördüğüm için, sevincimi, mutluluğumu belirtmek, kaydetmek, Mustafa Ceylan ve arkadaşlarını kutlamak, alkışlamak istiyorum.
            Gülce Edebiyat Akımı, “Ben” demeyen, “biz” diyen bu sloganla yola çıkan bir edebi topluluk. Şiire beyni ve yüreğiyle gönül vermiş, kişisel beklentilerden çok edebi anlamda tarihe yeni ve kalıcı bir şeyler bırakmayı görev bilmiş, kalem sahiplerinden meydana gelen bir grup.
Gülce, edebiyat akımına kendi ismini veren “gülce” türü ile de Japon şiirini bizim hecemizle buluşturan bir anlayış olarak ifade ediliyor. Gülce, dini inancı afyon gibi kullanan, milli değerleri fanatizm olarak gören, özellikle Batı ve Arap dil emperyalizminin etkisinde kalan bir anlayışın ürünü değildir.
            Gülceciler, halktan kopuk aydınların edebiyat akımı olmadığından, hecenin ve edebiyat tarihinin internetin de getirdiği imkânlar ve kolaylıkla bir “çöplük”e dönüştürülmesini istemiyorlar.
            Gülce Edebiyat Akımı adı verilen hareket, edebi bir topluluk; Mustafa Ceylan, Ekrem Yalbuz, Osman Öcal, Gültekin Tolga, Hakun Yiğit, Yusuf Bozan, Refika Doğan, Asuman Soydan Atasayar, Mehmet Nuri Parmaksız ile Coşkun Mutlu’dan oluşan yaklaşık 100’e yakın şair ve yazar’ın bir araya geldiği bir topluluk olarak görülüyor.
            Gülce Edebiyat Akımı mensupları, araştırıyorlar, inceliyorlar, Gülce’ye yönelik yayın çalışmalarıyla dikkat çekiyorlar, gelecek için ümit veriyorlar, dikkat çekiyorlar, gelecek için ümit veriyorlar. Tebriklerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.
            Katılım Belgesi: Antalya Büyükşehir Belediyesi, Sayın Prof. Dr. İsa Kayacan; 22-24 Nisan 2011 tarihlerinde gerçekleştirilen Antalya Gülce Şairler Buluşması’nda ve “23 Nisan Ozanların Diliyle Atatürk ve Çocuk” konulu etkinliğimize katılımınızdan dolayı teşekkür eder, saygılar sunarız. (Mustafa Ceylan, Gülce Edebiyat/ Tacim Alpaslan Antalya Sanatçılar Derneği Başkanı/ Prof. Dr. Mustafa Akaydın, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı).***
Torunum 
Nazlı Aykut’un başarıları artıyor
Prof. Dr. İSA KAYACAN
         Torunum Nazlı Aykut,  Filiz ve İlhan’ın çocukları olarak Ankara’da doğdu. Hareketli bir çocukluk dönemi yaşadı. 2010- 2011 eğitim döneminde, Ankara Arı Okulları 6-D sınıfının 247 numaralı öğrencisi,
            Nazlı’nın bugüne kadar gösterdiği başarı çizgisi ve genellik içindeki performansı beni ümitlendiriyor. Devletimizin kurucusu Yüce Atatürk’ün Türk Gençliğine hitabesi içinde yer alan bir Nazlı Aykut görüyor, seviniyor, mutlu oluyorum.
            Nazlı, derslerine karşı ilgili, duyarlı, bağlı, öğretmenleriyle ilişkilerinde onlardan aldıklarına karşı yorumları ümitlendirici, aile fertleriyle ilişkileri ileri düzeyde. Nazlı, dünle- bugünle yarın arasındaki zaman değerlendirmelerinde titizlik içinde. Dilimize (Türkçemize) Bayrağımıza, Annesine, Dedesine yönelik yazdığı şiirleriyle hep dikkat çekiyor, göz dolduruyor.
            Hattâ “Maşallah, yaşının üzerinde bir performans gösteriyor” dedirtiyor.
Nazlı, bir bakıyoruz okul yöneticileri (Beden eğitimi öğretmenleri) nezaretinde Atlıspor kulübünde ata binen bir sporcu, bu kimlikle karşımıza çıkıyor. Aynı gün akşam Genlik ve Spor İl Müdürlüğünün Buz Pateni Salonunda buz üzerinde önceleri Buz Pateni, sonra Buz Hokeyi çalışmalarına katılıyor, ayrı bir sporcu olarak bizimle selamlaşıyor.
            Bu arada, okulundaki pek çok etkinlik içinde görüyoruz Nazlı’yı. Halk oyunları oynuyor, İngilizce temsillerde arkadaşlarıyla birlikte rol alıyor. Azerbaycan milli kıyafeti içinde oynadığı oyunlarla dikkat çekiyor, kıyafetleriyle sevimliliğini artırıyor.
Nazlı’yı Bale çalışmalarında görürken, gitar çalarak, müzik alanında da görüyoruz. Buz Hokeyinde “milli takıma girmek” istiyor. Seçtiği, yerli ve yabancı yazarların kitaplarından sürekli okuyor, kitapların içeriğiyle ilgili bilgiler aktarıyor. Burada hedefinin “hobi olarak kitap yazmak” olduğunu söylüyor.
Nazlı, kısa olduğu için şiir yazmanın daha kolayına gittiğini anlatıyor.
Şiir ve öykü yarışmalarına cesaretle katılıyor. 5-A sınıfında okurken 09 Mayıs 2010 tarihinde Anneler gününde, annesine yazdığı mektubunun bir yerinde: “Biliyorum, bazen seninle tartışıyoruz. Ama bil ki seni çok seviyorum. Sana sevgim şimdi de aynı, gelecekte de aynı olacak. Seninle bir sırdaş, hatta iki dost gibiyiz. Yani, sadece anne- kız ilişkisi içinde değiliz” diyor.
            Nazlı 3-A sınıfında iken 01.08.2008 tarihinde yazdığı şiirde annesine şöyle sesleniyor:
            BİR  ANNE ŞARKISI (Nazlı Aykut)
            Gözlerin bana, duygu verir,
            Saçların bana, pırıltı verir,
            Ellerin bana, sıcaklık verir,
            Sesin bana, huzur verir,
            Annemsin, canım annemsin,
            Güzel Annemsin,
            En önemlisi, benim annemsin,
            Ve bir meleksin..
            Akrostiş:
            DEDEM İSA KAYACAN’a
            İliğimize işledin sen,
            Sana çok teşekkür etsem, az şimdiden,
            Artık oldun bir gazeteci.
*.
            Kapılarımız her zaman açık sana,
            Aralıktan bakarız sana,
            Yazar- gazeteci olmak kolay mı?,
            Aşık destan yazarsın dağlarda,
            Ceylan’dan, Everest’e,
            Aldın götürdün bizi,
            Ne yapardık sen olmasan?
            Nazlı AYKUT (Arı Okulları, 5-A No:247, Ankara, 19.01.2010) ***
Aydın Efesi Dergisinin ilk sayısı
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Ülkemiz genelinde, şair ve yazarların- sanatçıların bir araya geldiği dernekler var. Bunların sayıları bir hayli fazla maşallah.
            Aydın Yazarlar ve Şairler Derneği 2000 yılında kurularak, faaliyetlerini sürdüren, çalışmalarıyla ses getiren kuruluşlarımızın, sanat- edebiyat alanındaki kuruluşlarımızın başında geliyor.
            Bu Derneğin Başkanı Şükrü Öksüz, çalışmalarıyla göz dolduran, Aydın merkezdeki gazetelerde sanat sayfaları ve sütunları düzenleyerek, özellikle şairlerimize önemli hizmetler yapan arkadaşlarımızdan biri, önde geleni.
            “Aydın Efesi” Dergisinin yayın hazırlıklarının olduğunu biliyordum. “Aydın’ın Efesi” denilsemiydi diye düşündüm derginin ilk sayısı geldikten  sonra.
            Kültür, sanat ve edebiyat dergisi olarak iki ayda bir yayınlanan, Aydın Efesi’nin ilk sayısı  Mart- Nisan 2011 aylarına kapsıyor, içeriyor. 48 sayfalık pırıl pırıl baskılı bir dergi. İçeriği zengin. Maşallah Şükrü bey titizlik göstermiş, onlarca isim ve imzasının bir araya getirilişini sağlamış, gerçekleştirmiş. Derginin dernek adına sahibi: Şükrü Öksüz. Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Güner Dokuyucu, Genel Koordinatör: Ali Haydar Öztürk, Yayın kurulu var yedi isim ve imzadan oluşan.
            İdare Yeri: Yedieylül mhl. Esko İşhanı B-Blok No:1-5 Aydın. Derginin böyle tertemiz basımını gerçekleştirdikleri için Başkar Ofset Tesislerinin yöneticilerini kutluyorum. Şükrü Öksüz” Başlarken” başlığıyla yazdığı başyazısının bir yerinde; “Dergimizin sayfalarında profesyonel ve amatör kalemlerin de ürünlerini sergileyerek, onları okuyucularımızla buluşturmak da derginin ilkeleri arasında yeralmıştır” diyor. Doğru bir anlayış, doğru bir hareket biçimi: Tebrikler Şükrü Öksüz.
            Güner Dokuyucu hanım, “Aydın Efesi” ile merhaba, başlığı altındaki yazısının bir yerinde şöyle diyor: “Dergimizin adı da Aydın deyince ilk akla gelen efelerimizden esinlenerek onları da anmak için- Aydın Efesi- koyduk”
            Dergi içinde imzası görünenlerden bazılarının sıralanışı şöyle efendim: Şükrü Öksüz, Güner Dokuyucu, Prof. Dr. İsa Kayacan, Yrd. Doç. Dr. Ali Abbas Çınar, Melahat Ecevit, Tülay Sarayköylü, Ayşe Paslanmaz, Kerim Özbekler, Osman Karaarslan, Nusret Turan, Abdülkadir Güler, Şaziye Çelikler, M.Kemal Yılmaz, Hatice Türkmen, Erhan Tığlı, Gündüz Aydın, Sabiha Serin, Muhsin Durucan, Hanifi Kara, Nevin Konuk, Yılmaz Gül, Cahide Ulaş, N.Alper Tanrıverdi, İ.Bora Binatlı, B.Can Tüfekçi, İsa Kahraman, Çoşkun Mutlu, Rabia Barış, İmdat Gümüş.
Şükrü Öksöz’ün arka iç kapakta yer alan “Aydın Güzellemesi” adlı, başlıklı 28 dörtlükten oluşan “Aydın Güzellemesi- Destanı”dan bir dörtlükle noktamızı koyalım:
            -İstiklal Savaşı’nda öndedir Aydın ili,
            Düşmana karşı koydu Demirci, Yörük Ali,
            Destek verdi onlara, yaşayan tüm ahali,
            Kalplerdedir sevgisi şirin yeşil Aydın’ın.
            Katılım Belgesi: Sayın İsa Kayacan; Kültür Çağlayan Dergisi ile Yol Dergisinin, Ankara’da Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesinde birlikte düzenledikleri “3.Başkent Şairler ve Yazarlar Buluşması” etkinliğine katılımınız ve katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz (30 Nisan 2011, Hayrettin İvgin Kültür Çağlayan Dergisi Sahibi, Gülağ Öz Yol Dergisi)***
Melahat Ecevit’den 
Torunu Zeynep’e
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Melahat Ecevit hocanım, Isparta İlimiz merkezinde yaşıyor. Göller Bölgesi, Şair ve Yazarlar Derneği Başkanı. 13 ve 08 Nisan 2011 tarihli iki şiiri var masamda Melahat Ecevit’in. Bu şiirlerden birincisi, torunu Zeynep için “Gönlüm rayından çıktı” başlığıyla yazdığı altı dörtlükten meydana gelen şiir. Bu şiirin mısraları arasında bir gezinti yapalım. Buyrun:
            GÖNLÜM RAYINDAN ÇIKTI (Torunum, Zeynep’ciğime/ Melahat Ecevit)
            Sevmiyorum desem yalan olacak,
            Canımın yarısı yerinden çıktı.
            Sancıyan yerimde izin kalacak,
            Bir öpüşle gönlüm rayından çıktı.
            Şiir devam ediyor, sevgi anlatımı, aktarımı, dile getirilişi torun üzerindeki iki katlı sevginin sayfalara aktarılışı devam ediyor Melahat Ecevit kaleminden: Yanımda olmasan bile severim/ Sorana “O benim sevgilim” derim/ Dün bir, bugün iki seni överim/ Bir Öpüşle gönlüm rayından çıktı..
            Sevgi çiçekleri açmaz kurur mu?/ Gönül seviyorsa, mutsuz olur mu?/ Aşkın kıvılcımı sönük durur mu?/ Bir öpüşle gönlüm rayından çıktı.
Yanarım yanarım dumanım çıkmaz/ Gözyaşım kurudu yaşları akmaz/ Sevenim olsa da gönül hiç takmaz/ bir öpüşle gönlüm rayından çıktı.
Ne zaman gel desem koşup gelirdin/ şu gönül kapımdan bir tek sen girdin/ kendini bu kadar niye sevdirdin? Bir öpüşle gönlüm rayından çıktı.
            Nakış nakış işledin böyle bir aşka,
      Kutsal şiir gibi böyle bir aşka,
      Unutsam bir tanem unutsam keşke,
      Bir öpüşle gönlüm rayından çıktı.
Melahat Ecevit, değişik konularla, değişik alanlardaki duygu birikimleriyle ortaya koyduğu şiirleriyle dikkat çeken, isim ve imzalarımızdan. 08 Nisan 2011 tarihinde yazılmış “İlaç mı lazım?” başlıklı yedi bölümden meydana gelen bir başka Melahat Ecevit şiiri:
      İLAÇ MI LAZIM? (Melahat Ecevit)
      Dün komşu kızına haber yollamış,
      Evlenelim diye Ali’nin Kâzım,
      İlk eşini tahtalı köye yollamış,
      Hadi kızım sende
      Ağrımayan başa ilaç mı lâzım?..
      Bu şiirin devam eden mısralarından yaptığımız alıntıların bir kısmı şöyle efendim:
Kim ne derse desin, sözünü tutmaz,/ Aklına koyduğu şeyi unutmaz/ Bugünkü dediği yarını tutmaz/ Hadi kızım sende/ Ağrımayan başa ilaç mı lazım?
Yüzünden okunur içindeki kin/ Zil zurna sarhoştur bağırır hergün/ Kıymet nedir bilmez ağlatır birgün/ Hadi kızım sende/ Ağrımayan başa ilaç mı lazım?.
      Kendine münasip başka bulursun,
      En kötü gününde birlik olursun,
      Kâzım gibisiyle pişman olursun,
      Hadi kızım sende,
      Ağrımayan başa ilaç mı lazım?.
***
Teke yöresinin kültür Başkenti Burdur’un,
“Teke zortlatması” oyunu
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Teke zortlatması: Zortlama, sıçrama, hoplama anlamına geliyor. Teke zortlatmasının doğuş yeri, Yörüklerin yaşadığı dağlık yerlerdir. Sonbahar mevsimi keçinin erkeği olan tekelerin çiftleşme zamanıdır. Bu mevsimde erkek tekeler, hoplayıp, zıplayarak dişilere (keçilere) kur yaparlar.
            Günün birinde, çobanın biri tekelerin bu halini görünce, dayanamaz, hoplama, zıplama hareketlerine kendini kaptırıp, başlar oynamaya. Taşlar üstünde sekerek değişik sesler çıkarır.
Sonraları bu hoplayıp, zıplama, taşlarda sekerken oluşan ritme benzer bir müzikde uydurulur.   Böylece, teke zortlatması denen halk oyunu ortaya çıkar. Teke zortlatmasının en ünlü türküleri; Yayla yolları ve Koyunum yüz olsa’dır.
Teke zortlatması, Burdur yöresine ait bir halk oyunudur. Teke denen hayvanın her türlü garip hareketlerinin göründüğü, ortaya konulduğu, sergilendiği bir oyun türüdür.
Teke Bölgesinin adı; Teke Beyliğinden gelmektedir. 1277 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey’in izniyle Teke Paşa bir beylik kurmuş ve bu beyliğe kendi adını/ vermiştir.
Burdur, “Teke Yöresinin kültür Başkenti” olarak bilinmektedir.
            Burdur’u tamamen içine alan,
            Fethiye, Ortaca’dan,
            Denizli’ye bağlı Çameli, Acıpayam’dan,
            Kızılhisar (Serinhisar),
            Afyonkarahisar’dan,
            Dinar’dan, Başmakçı’dan,
            Isparta’nın Yalvaç ve Şarkikaraağaç’tan,
            Antalya’nın batısını kapsayan,
            Teke yöresi,
            Benim… Bensiz olmaz,
            *
            Teke yöresi folklorunda, söz ve öz zenginliği vardır,
            Teke yöresi folklorunda; incelik ve centilmenlik vardır,
            Teke yöresi folklorunda; gurbetin hüzünleşen bütünlüğü vardır,
            Teke yöresi folklorunda yaylaların serinliği, ovaların sıcaklığı vardır,
            Teke yöresi folklorunda çamların rüzgâr hışırtısı,
            Kabardıçların gölgesinde mola veren zeybeklerin çalımı vardır.
            “En geniş katılımlı yöresel oyun” kategorisinde oynanan kıvrak halk oyunu.. “Hadi gari sende gel” türküsü eşliğinde oynanan, Burdur’a özgü, özel halk oyunu.. Teke zortlatması oyunu (Daha önce yapılan denemelerde en çok 12 bin kişiye ulaşan) 20 bin 3287 kişinin katılımıyla, Burdur Gazi Atatürk Stadında 25 Eylül 2005 tarihinde Guinness Rekorlar Kitabına girmek için, Teke zortlatması oyunuyla Guinness Rekorlar Kitabı Türkiye Temsilcisi, Prof. Dr. Orhan Kural’ın denetiminde tek tek stada alınanların aynı anda oynadıkları halk oyunuyla gerçekleştirildi.
            Ertesi günlerden birinde; Guinness Rekorlar Kitabı Türkiye Temsilcisi, Prof. Dr. Orhan Kural; “Evrensel bir dans olmadığı” gerekçesiyle, Burdur’daki rekor denemesinin reddedildiğini açıkladı.***
Yalvaç Panorama Dergisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Isparta ilimize bağlı, Yalvaç Yükseköğretim Destekleme Derneği tarafından yılda iki kez yayınlanmak üzere yola çıkarılan “Panorama” Dergisinin ilk sayısı bana ulaştı, ulaştırıldı.
Büyük boy 44 sayfayla gün yüzü gören “Panorama”nın ilk sayısının tarihi: Mart 2011 Süleyman Demirel Yalvaç Meslek Yüksekokulu çıkışlı yazılar, araştırmalar, haberler ağırlıklı sayfalarıyla karşımıza çıkarılıyor. Derginin kimliğine bakıyoruz.
            İmtiyaz Sahibi: Dernek adına Başkan Av.Lütfi Aydoğmuş. Genel Yayın yönetmeni- Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Öğr. Gör. Bülent Özgül. Editör: Öğr. Gör. Burak Deniztaş. Dört kişilik yayın kurulu var.
            Başyazı, ilk merhaba, Öğr. Gör. Burak Deniztaş’ın imzasıyla karşımıza çıkıyor, çıkarılıyor. Bir yerinde; “Dergimizin adı, Yalvaç Panorama.. Bildiğiniz gibi, panorama, en ince ayrıntının ele alındığı genel görünümü temsil etmektedir” deniliyor.
Mustafa Büyükkutlu ile yapılan röportajla söze başlanmış, işe başlanmış. Büyükkutlu başarılı bir işadamı. Yalvaç MYO’daki nöbet değişiminden sözediliyor. Burada, Talat Sakallı’nın görevi Bülent Özgül’e devrettiğine ilişkin haber-fotoğraf görüntüleri var. Yalvaç Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğüne getirilen Bülent Özgül’ün biyografisi verilmiş, yakışıklı bir fotoğraf-görüntü altında.
            Sonraki sayfalarda, bölüm tanıtımları yapılmış uzun uzun. Bölüm başkanlarının, öğretim görevlilerinin fotoğrafları kısa kısa cümleler itibariyle görüşleri var. Örneğin Öğr. Gör. Hatice Aydoğmuş, Halkla ilişkiler ve tanıtım programı için şöyle diyor:
            Halkla İlişkiler ve Tanıtım Programı, en son bilimsel ve teknolojik gelişmeler ışığında iletişim çalışmalarını gerçekleştirecek, alanında yetkin, proje üretip yönetebilecek etkin halkla ilişkiler faaliyetleri ile sektörde yer aldığı firmalara katma değer sağlayacak elemanlar yetiştirmeyi amaçlayan iki yıllık bir ön lisans programıdır.
Sayfa 24 ve 25’de “Gülün Isparta’ya geliş hikâyesi” başlığı altında verilen bilgiler var. Buradan: Gülcülüğü Isparta’ya, Yalvaç ilçesinden gelip Isparta’ya yerleşen Meydanbeyoğlu, Mehmet İzzettin’in oğlu İsmail Efendi getirmiştir. İsmail Efendi her Ispartalı gibi bilinçli, kendine güvenli, çalışkan, sabırlı, hırslı, direnme gücü olan, inatçı kişiliğe sahip bir kişi idi. O vakte kadar, Isparta ovasına ne ekilip dikilir ise pek gelir getirmiyor, çalışıp çabalamalar boşa gidiyordu.